Etiket Arşivi: söylem

Uçan, Kaçan… Aman Aman…

16 May

Sinema tarihinin en çok kullanılmış, bulunduğu sahneleri hafızalara kazımış, insanların ağzıyla sıkça taklit ettiği ya da etmeye çalıştığı bir efekt vardır. “Işşşh Işşgh”… Böyle yazıldığında pek anlaşılmıyor değil mi? İşte o çakma yumruk efektinden bahsediyorum.

Bu aralar sıkça bu efekti duyuyorum. Birilerinin ağzından çıkan taklit ya da sesin orjinali değil bu duyduğum… Bu aralar çok film izlemiyorum bile. Duyduğum, beynimin ta içerisinde, tanık olduğum bazı olaylar yüzünden uğradığım küçük çaplı şokların eseri…

Bu şokların bir kısmını bu yazıyı yazarken bile yaşamaktayım. Örneğin ne zaman “şok” yazacak olsam önce “çok” yazıp sonra değiştiriyorum.

Neyse beynim çok darbe almış olsa gerek diyorum bu durum için…

İnsan bazı zamanlarda, çok farklı nedenlerden dolayı birinden/birilerinden kaçar. Bu kaçış kendi iç hesaplarıyla yakından ilgili olduğundan, kimse o insana “neden kaçtın lan! ne oluyor?” diyemez, dememelidir de. Fakat bu durum, kaçılacak biri olmadığını düşünen kişiler için o kadar anlamsız olur ki, kaçan kişi suçlanır her zaman. Kimsenin kaçılmayacak kadar iyi olmadığı bir dünyada, neden senden de birileri kaçmasın? Bu ihtimali görmemezlikten gelmek bile bence kaçılabilecek bir insan olmak için yeterli bir neden olabilir…

İşte yumruk efektlerinin hayat bulduğu o nokta burasıdır. Birilerinden kaçtığın gibi, herkesin birbirinden kaçtığı gibi, senden de, benden de kaçanlar var. Kaçılan insan olmak zordur herkes için… Keyifsizdir çünkü kaçılan şey… kötüdür ve kimse kötü olduğunu kabul etmek istemez.

Tüm bunları söylemişken başka bir kelime daha geliveriyor aklıma. Kovalamak… işte bu kovalamak dediğimiz şey “kaçmak” ile fena halde sarmaşık durumdadır. Kaçmak için ortada olduğu gibi, kovalamak dediğimiz şey de, iyi olanın güzel olanın peşinden koşmak değil, kaçılan olmamak için kaçanların, durduğumuz yerin uzağındaki şeylere yakınlaşma çabasıdır. Kaçılan durumda olmayı istememek, uzakta olmayı istememek gibi bir şey… öyle ya da böyle… ters durumların birlikteliği diyelim…

Hani şu vardır ya…

“Kaçan kovalanır…” dediğimiz şeyin öznesi kovalanan değildir. Mevzunun durduğu yer kaçılan şey olmamaktır. İnsan bu kadar yavşak, o kadar bencildir. Bunun için gereksiz felsefelerin insanı olmak ya da uçanı, kaçanı, kovalayanı suçlamak yersizdir…

Yerinde olan tek şey bir yerin olduğunu kabul etmektir. Birilerinin kaçtığı birilerinin kaçılan olmamak için kovaladığı yer…

Bu çok böyledir… Aynen öyle olduğu gibidir… Belki de değildir…

Matematik…

12 May

Matematiği çok severim… O kadar çok severim ki anlatamam. Aslında anlatırım… Hayat boyunca karşılaşılan tüm problemler matematik sayesinde çözülebilir… Ben öyle yaparım. Uygun denklemi kurar, eşitliğin sağına soluna bakar, baktım ki değişkeni çok hemen derinleşir ve diferansiyel denklemlere geçerim… Kimi zaman hayatın karmaşık sorunları ve türlü türlü problemlerine karşı  3. dereceden  integrali  kafadan çözdüğüm bile olmuştur…

Neyse efenim, geçenlerde kederi paçalarından akan, arabeskin içine dalmış bir arkadaşımla konuşurken… “Dur lan! Şimdi ben bunu formüle edeyim. Sonra çözer kurtuluruz…” dedim. Demez olaydım… Hay ağzıma sıçayım…

Buyurun bakın;

Şimdi X bir gün Y’den hoşlanır. Artık X için önceki problemlerde yer alan değerler, (a, b, c, gibi…) 21 tane sıfırdan oluşan bir ondalıklı sayının sonunda bulunan biçare 9 gibidir.  X bir kere yapmıştır bunu ama hala bir değer taşımakta olan a, b ve c bu formülasyon içerisinde kendilerine yer bulacaklardır. Çünkü bu değişkenler, payı bir tam sayı olan herhangi bir kesirde payda olabilirler.  “İşte bu yüzden değerler küçümsenmemeli ve birbirleri ile kıyaslanmamalıdır.. Hele ki bir şeyi silmek için “0″ (sıfır) gibi bir değer vermek yapılabilecek en büyük yanlıştır… Çünkü sıfır, çarpmanın yutan elemanı, toplamanın etkisiz elemanı, olasılık hesaplarının görülmek istenmeyen sayısıdır. Soyut cebirde bambaşka bir yerdedir ama olsun…” Matematik böyle der… Sen dinlemezsin başka bir şey… Ama sen matematikten daha iyi bir şey olsaydın, seni anlatırdık değil mi?

Devam edelim bakalım bu X ne yapacak. Bu X tabii ki, Y’ye dair bir takım olasılık hesaplarına girecektir. Bu olasılık hesapları bir miktar karmaşık hale gelebilir tabii… X bu olasılık hesabı ile bir gerçeğin rastgelebilirliğini  niceliksel olarak ifade etmeye çalışacaktır. X’in yapabileceği en büyük hata bir şeyin olabilme olasılığını, “ya olur ya da olmaz… o halde % 50′dir.” gibi bir kurguya oturtmak. Tabii ki olasılık hesabı böyle bir şey değildir. Matematik bunu söylüyor işte… Gidip beyaz atlı prensler ya da kendine mahsus kulesi olan prenseslerle tanışmak istiyorsanız “olasılık” ve “permütasyon” konularına hakim olmanız gerekiyor… Yoksa “aman diyelim!” Şrenk olursunuz. ( Şrenk ne lan? Ne bileyim ya devam et işte…)

X tüm bunları hesaplarken aynı zamanda çok basit bir konu olan “kümeler” mevzusuna girmelidir… Hoşlandıysa bir kere olmazsa olmazdır kümeler… Kesişim kümesini bulmak ve bu kümenin elemanlarını iyi tanımak gerekir. Bu noktada iki ayrık küme ile karşılaşabilirsiniz. Sakın panik yapmayın çünkü “kümeler” dediğimiz konu bu kadar basit değil. Matematik der ki, bir kümenin “değil”i o kümenin dışarısında kalanlardır. İki ayrık küme aynı evrende ise “değil”leri kesişebilir. İşte size bir kesişim kümesi. Evet, matematik böyle bir şey vardır diyor. İşte X bu noktada Y’yi tanımalı ve tanımlamalı. Çok basit lan! hep ilk ünitedir kümeler…

Tam bu noktaya gelmiştim ki, arkadaşım tarafından tartaklandım… Neden öyle oldu anlamadım. Ne güzel kuruyordum ben formülü…

Bitti demediniz mi lan?

Bu… Bu… Nedir Bu?

3 May

Karışık olmak ya da karmaşık olmak çok karizmatik bir şeydir. Biraz gizli saklılık katarsanız daha da güzel olur. İnsan dediğimiz omurgalı bunu bir süredir biliyor. Uyguluyor… Ama bunu yapan insan, şu noktayı kaçırıyor. Zaman zaman ve muntazaman -selamlar hocam- bu düşünceyi başka insanlar da kafalarında çevirir. Kim bilir belki bir zamanlar uygulamışlardır bile…

Bu yüzden tasarlanmış her hareket, daha önce bir yerlerde tasarlanmış olacağından… kimi insanlar için bu durum “heh” havası uyandırır. Bu durumun insanın dünya üzerinde geçirdiği süre ile çok alakası vardır. Sadece bu kadar da değil tabii… Her şeyi bu deneyime bağlarsak olmaz. Ama düşünen omurgalı bir süre sonra -bu durumu deneyimlerken- öğrenir. Öğrendikten sonra zaten “heh” havasını yakalar. Kişinin kendisinden öte bir şey olmaya çalışması gereksiz hatta bokum gibi bir şeydir. Evet bokum gereksiz değildir…

Bir süredir takip ettiğim bir anime serisi var. Bitirmek üzereyim. Asıl oğlan, her karşılaşmasında karşısında duran insanın düşüncelerini ve hislerini okur. Bu aslında her şeyi etkileyen iki önemli unsurdur. Düşünmek ve hissetmek… Neyse efenim böyle bir şey olmayabilir…

Bu seride kahramanımız, ustasından bir son hareket öğrenir. Bu son hareketi yapabilmek için bir kaç ön koşul vardır. -his ile alakalı bir kaç durum işte- Gün gelir, bu hareketi uygulamak zorunda kalır… Ancak rakibi bu hareketi karşılar… Fakat ustasının söylemediği bir şey daha vardır. Bu hareketin hemen ardından gelen bambaşka bir hareket daha vardır. Neredeyse kendi kendine gerçekleşir ve olan olur… şimdi ben bunu neden anlattım lan?

Evet, bir takım şeyler oluruz. Kendimizden öte… İşte bu ötedeki, öteki şeylerin bir takım etkilerini kullanırız. Ama tüm bunların bir adım sonrası da neden olmasın… olmasın olmasın…

Gün gelir o takındığımız şey bir takım yan etkiler oluşturabilir… o yüzden en iyisi insan olmaktır. Karışık ve karmaşık hatta biraz gizemli olmak karizmatiktir. Ben blog okumak istiyorum arkadaşım… Sınıfsal mücadeleye sosyal medya üzerinden mi devam edeceğiz…

Karmalama

1 May

Karma felsefesine dair bu derin yazıma başlamadan önce, “karma nedir?” sorusuna verebileceğim cevabı paylaşmak istiyorum. Hiç bir fikrim yok! Aslında var… Etme bulma dünyası, ne ekersen onu biçersin, rüzgar eken fırtına biçer gibi bir takım çok anlamlı ve pek manidar cümleler ile uyuştuğudur. He bu kısmı da yanlış biliyor olabilirim. Neyse, zaten burada bahsetmeye çalıştığım “karma” benim karıp karıştırdığım bir şey… Herhangi bir anlam taşımıyor da olabilir.

Şimdi bu karışık durumdan karmaya giden yolda anlatacaklarım var. Uzun uzun yazabilirim diye düşünüyorum ama söylemek istediğim şey o kadar net ki… uzatırsam üzüleceğim. Ama üzüleceğim bir şey yaparak uzatacağım…

Hayat denen şeyin türlü türlü evresi var. Bu evrelerin hepsinin kendince belirgin özellikleri var ama biz sadece “ergenlik” ve “bunama” bölümlerini ısrarla ayırmışız. “çocukluk” diye başka bir şey var yanında ama orası muhabbetin keyfili yeri olduğu için geçiyorum… geçtim…

Şimdi bu “ergen” ve “bunak” olan kişiler için atıp tutarız ya… bu genellemeden genelde kendini kurtaramayan bizler, aslında karmayı karıştırmış oluruz. Bu kısmın yazı ile bir alakası yok sadece uzatıyorum. Ama ergen ve yaşlılar için daha anlayışlı olmamız gerektiği mesajını bu kısımda verebilirdim sadece…

Karma dediğimiz şey, bir zamanlar yaptığın bir şeyi unuttuğunda ve o şey ile bir daha farklı bir durumda karşılaşmadıkça görebileceğin bir şey değildir. Haliyle karma diye bir şey olmayabilir bir insanın hayatında. Evet yoktur diyerek yazıyı bitirebilirim ama bunu yapmayacağım.

Karma dediğimiz şeye bu şekilde yaklaşırsak olmaz tabii.. Başka türlü bakmamız gerekiyor. Tüm bunlara başlamadan önce “deneyimleri” hatırlamak gerekiyor. Eğer herhangi bir durumda, doğru karar verdiğinizi düşünüyorsanız bir daha düşünün. Çünkü eğer bir gün bir başkası o kararı sizin için veriyorsa ve bu size doğru gelmiyorsa, işte karma oradadır. -Bu kadar sığ anlatabileceğimi düşünmemiştin değil mi? ama işte o kadar sığ- bu yüzden yaptıklarımızı ve ettiklerimizi diğer taraftan da düşünmeliyiz. Neden mi?

Bir gün olur ya karma kapımızı çalarsa, bu konu hakkında karışmayalım diye. Bu yüzden bir kararı ilgilenenleri ile paylaşmak ve durumu diğer taraftan anlamak çok önemlidir. Bu şekilde karmadan kaçamıyor olsak bile hazırlıklı hale gelebiliriz. Bu sayede ne rüzgar ekip fırtına biçmiş oluruz ne de gülme komşuna gelir başına gibi bir şey başımıza gelir.

Lan bunları pislik yapın, sonra adaletin topuzundan kaçın diye mi söylüyorum? İnsan olun empati yapın diye söylüyorum. -Yazan insanın kızgınlığı-

Neyse, zaten bu durumdan kaçamazsınız demek için yazıyorum bunu… Ruhumun bozkırlarda koşan özgür atların altında ezilen çimenler gibi kaderci kısmı konuşmuyor şu anda… Karma adaletin bir yansımasıdır sadece.. o adalet biri tarafından, en adil şey olsun diye işletilmiyor. Aksine kişinin ta kendisi tarafından, görmemezlikten geldiği o şeyler tarafından işletiliyor.

Bu nedenle Earl boş bir iş yapmıyor. Bir liste yapıp bir yerden başlamayacağım.. Uğraşamam zaten… Bu sadece genel bir arınma yazısı oldu geçmişe dair..

Bir Şey Söyleyeceğim…

9 Mar
  • söylemeye çalıştığım şey aslında bir şey söyleyemediğim gerçeğidir.
  • bir şey söylememek için bile, başka bir şeyler söylemek zorunda kaldığımı kime söylesem, öylesine gülüp geçer.
  • söylediklerime bakma! aslında söyleyemediklerim, söylediklerimden daha fazla.
  • ama söylemediklerimi zaten söyleyemediğim için bunları kim bilebilir? -ben bilebilirim-
  • söyleyemediğim şey, bir şey söylememe gerek olmadığıdır.
  • söyleyemediğim şey aslında en çok söylemek istediğim şeydir.

*ne diyorum lan ben?

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.